CLOSER

14/12/2009 · Kategori: Sinema



Dört kiŞi etrafında dönen aşkların bir hikâyesi. Kadro çok güçlü olunca ortaya keyifle izlenen bir film çıkıyor. Julia Roberts, Nathalie Portman yetiyor  zaten. Nathalie Portman son derece başarılı bir performans sergiliyor özellikle.


Başlangıç sahnesi çok başarılı. Alice (Narhalie Portman) ve Dan (Jude Law) Londra'da bir caddenin iki farklı kenarında birbirlerine bakarak yürümekteler. Işık yandığında beklemeye başlarlar ancak bu arada bir araba Alice'e çarpar. Dan koşarak yanına gider, Alice 
usulca ona bakar ve "Merhaba yabancı" der. Bir aşk başlamıştır.  Ardından Dan onu hastaneye götürür.


Dan amatör bir yazardır. Alice'in yaşamını konu alan bir roman yazmaya başlar. Bu arada fotoğraf çekimi için gittiği bir stüdyoda Anna'ya asık olur. Onun bir sevgilisi olduğunu öğrenen Anna ilk başlarda oralı olmaz ama zaman icinde o da Dan'ı sevecektir.Dan, internette bir sohbet sırasında tesadüfen tanıştığı Larry isimli bir doktora kendisini Anna diye tanıtarak işletir ve randevu verir. Randevu verdiği yerde ise gerçek Anna vardır. İkisi orada 
tanışır ve aralarında evliliğe dek gidecek bir ilişki başlar.


Filmde insanlar insanları aldatmaktadır ama yine de bir dürüstlük vardır. Son noktalar konulurken her şey ozgürce konuşulur. Taşlar bağlanıp itler salınmaz, bitişler de tıpkı başlangıçlar gibi doğaldır.


Filmin en ilginç sahnesi Larry'nin gittiği bir striptiz barda Alice'le karşılaşması ve striptiz yaptırmasıdır. Bu sahnede aralarında gecen konuşmalardan birinde  Larry Alice'e gercek adını sorar. Alice "Jane" der. Larry inanmaz. Kendisine doğru bir şey göstermesini söyler. Alice şu cevabı verir: Yalan söylemek bir kiz için elbiselerini soymaksızın alabileceği en büyük eğlencedir.


Alice dört yıl boyunca Dan'a da yalan söylemiştir. Gerçek adı Jane'dir ve bunu ancak Dan'i terkedip Newyork'a giderken pasaport kontrolünde öğrenebiliriz.


SICKO

14/12/2009 · Kategori: Sinema



"Kapitalizm: Bir Aşk Hikâyesi" isimli filmiyle şu günlerde adından sıkça söz ettiren ünlü muhalif Thomas Moore'un bir başka belgeseli Sicko... Bu belgeselde Moore, özel sağlık sigortası şirketlerinin halkı nasıl sömürdüğünü anlatıyor.


Belgesel boyunca gerçek hayattan seçilmiş, bizzat bu sömürü sisteminin gazabına uğrayanlarla gerçekleştirilmiş röportajlar var.


79 yaşındaki bir adam emekliliğinin tadını çıkaracağı yerde yaşına ve cüssesine hiç de denk düşmeyen çok ağır bir işte çalışıyor. Çünkü tedavisi için gerekli olan ilaçları ancak 
çalıştığı takdirde ücretsiz alabiliyor. Bir başkası basit bir ağrı kesici için 213  dolar para istendiğini söylüyor. İki parmağı kopan birisine ise yapılan teklif şu: Orta parmağını 
kurtarmak istiyorsa 60 bin dolar diğer parmağını kurtarmak istiyorsa 12 bin dolar ödemek zorunda.


27 yaşındaki genç bir bayan kanser olduğunu öğreniyor ve masraflarını karşılaması için sigorta şirketine başvuruyor. Şirket görevlilerinin verdiği yanıt: Kendisinin çok genç olduğu, bu kadar genç yaşta kansere yakalanan birine ödeme yapılamayacağı şeklinde ..Bir başkasına çok şişman diye ödeme yapılmıyor, bir başkasına çok zayıf diye... O şirketlerden birinde çalışan bir görevli kabul edilmeyen hastalıkların listesi sorulduğunda içinde bulunduğu 
salonu göstererek "burada bir tur atar" diyor


Bu şirketlerin çok yüksek maaş ödeyerek istihdam ettiği personelin biricik amacı ödeme yapmamak için bir neden bulmak. Böyle bir neden bulan doktorlar, ajanlar ödüllendiriliyor.
Bir zamanlar böyle bir işte çalışan bir doktorun itirafları kan emici düzeni çok net anlatıyor. Doktor, şirketi yarım milyon dolarlık ödemeden kurtardığını, bunun için ödüllendirildiğini ama talebi reddedilen hastanın yaşamını yitirdiğini söylüyor. Vicdan azabı çektiğinden söz ediyor.


Kocasını kaybeden bir kadının anlattıkları ise izleyiciyi gözyaşlarına boğuyor.


Tendonu kopan birinden 24 bin dolar isteniyor. Aynı kişi tedavisini Kanada'da ücretsiz yaptırıyor. Kanada gibi ulusal bir sistemle "sosyal tıp" uygulayan ülkeler "komünist", "sosyalist" diye nitelendiriliyorlar.


Kanada'da yaşam endeksi ABD'ye göre üç yaş daha fazla. ABD'de 50 milyon insan sağlık alanında sigortası ve bunların 18 bini her yıl bu nedenle ölüyor


Thomas Moore, bu noktaya nasıl gelindiğini araştırırken geçmişinin Nixon dönemi Amerika'sına kadar gittiğini görüyor.  Son dönemde Hilary Clinton'un cesur bir çıkış yaptığını ancak bir süre sonra sesinin kesildiğini söylüyor. Onun da sürekli büyüyen sigorta şirketleri tarafından satın alındığını söylüyor.


Belgesel Küba'da bitiyor. ABD'nin burnunun dibindeki Küba, Amerika Birlesik Devletleri'nde binlerce dolara mal olan tedavileri tek kuruş para almadan herkese uyguluyor.




VOLVER / DÖNÜŞ

12/12/2009 · Kategori: Sinema


Franco faşizmi sonrası İspanya'da öne çıkan belli başlı yönetmenlerden biri olan Pedro Almodovar'ın bir filmi "Volver" (yani "Dönüş"). 2006 yılı yapımı olan film İspanya'da ve dünya çapında pek çok ödül kazandı.

Başlıca rollerini Penelope Cruz, Lola Dueflas, Blanca Portillo'nun paylaştığı film üç kusak İspanyol kadının çevresinde gelişen bir hikayeyi anlatıyor.

Raimundo (Penelope Cruz) eşi ve çocuğuyla güç bela yaşamını sürdürürken, bir akşam iş dönüşü henüz ergenliğe yeni adım atmış kızının korku içinde kendisini beklediğini görür. Kızı kendisine tecavüz etmeye yeltenen babasını öldürmüştür. Bütün sorumluluğu üzerine alan Raimundo zaten hoşlanmadığı eşinin cesedini ortadan kaldırmak üzereyken çok sevdiği teyzesinin ölüm haberini alır. Cenazeye kendisi gidemez ama aynı mahallede kaldığı ablası Sole gider.

Bu cenaze ve dönüş bütün aile için geçmişte  yaşanmış pek çok sırrın açığa çıktığı gelişmelere 
sahne olacaktır.

Filmin en etkileyici sahnelerinden birisi Raimundo'nun duygulu bir şarkıyı söylerken yarattığı atmosferdir. Penelope Cruz çok basarılıdır.

YURTTAŞ KANE / CITIZEN KANE

11/12/2009 · Kategori: Sinema



Filmi küçükken izlediğimde, başlangıç sahnesinde "Yurttaş Kane"in "Rose Bud" sözcüğü ağzından çıktıktan sonra can verdigi sahneden müthiş etkilenmiştim. Muhtemelen filmi bitiremeden yatmıştım. Zaten günlerce rüyalarıma girmişti o sözcük.

Yurttaş Kane, Amerika'da dev bir basın  yayın kuruluşunu elinde bulunduruyor. Dunyanın en zengin İnsanlarından biri.  Öldükten sonra hakkında yapılan kimi konuşmalar nasıl biri olduguna dair minicik ipuçları veriyor. Bir işverenin yaptıgı konuşmada Kane için "komünist" denirken, işçilerden bir kişi "faşist" diyordu.

Dev servetini politikaya atılmak için de kullanan her zengin Amerikalı gibi, Yurttas Kane de şansını deniyor ve vali secimlerine katılıyor, kapitalizm eleştirisi, yoksulları koruma kollama, yolsuzluklardan hesap sorma vaatleriyle açık ara onde gidiyor bir süre. Ama rakibinin bir ayak oyunuyla kaybediyor secimi. 
Zira evli ve bir cocuk babası olan Kane genc bir sarkici kadına asık olmuştur, iliskileri ise başlıca siyasi rakibi tarafından kullanilacaktir.

1941 yılı yapımı bir film Yurttaş Kane ve bugün bile müthiş sinema tadı alınarak izlenebiliyor.

BEREKETLİ TOPRAKLAR ÜZERİNDE

11/12/2009 · Kategori: Sinema

Orhan Kemal'in aynı ismi taşıyan muhteşem kitabından uyarlanmiş "Bereketli Topraklar Üzerinde". Yapım yılı 1979. Yönetmenliğini  Erden Kıral yapmış. Filmin başlıca rollerinde Tuncel Kurtiz ve  dönemin Ankara Sanat Tiyatrosu'nda çalışan genc oyuncuları yer almakta.

Toplumcu gerçekçi tarzda eserler veren Orhan Kemal'in kitabı,  ülkemizde bu tür edebiyat eserleri arasında en önde gelen  kitaplardan biridir. Orhan Kemal, Çukurovalı işçilerin ağır yaşam  koşullarını anlatırken 1930'lu yıllarda Çukurova'da bir  çırçır fabrikasında çalışırken edindiği tecrübeleri  kullanmış.

Filmin çekildiği tarihle kitabın konusuna temel olan  deneyimlerin tarihi arasında neredeyse yarım yüzyıllık bir fark  var. Bu kadar büyük bir zaman dilimine rağmen yaşam koşulları  Çukurova'da hep ağır olmuş insanoğlu için. Filmin çekildiği  tarihten günümüze kadar gecen zaman ise 30 yıl. Oraları belki  gidip görmedim ama yaşam koşullarının hala çok ağır olduguna  dair sayısız haber okudum gazetelerden. Belki herkesin gözü 
önünde  zevk icin kaplumbağalara kursun sıkan ağa cocukları yoktur,  belki herkesin gözü önünde kocalarını ağanın adamları ile  aldatan Fatmalar da yoktur ama bırakın Çukurova'yı İstanbul'un  göbeğinde tersane kazalarında onlarca işçi yaşamlarını  yitirirken günümüzde; Çukurova'da gözlerden uzak pamuk tarlalarında, derme  çatma atölyelerde kimbilir kaç insanımız kolunu bacağını ya da  yaşamını yitirmekte.


Filmin konusu kısaca şöyle: Sivas'ın bir koyünden yola çıkan Köse Hasan, Pehlivan Ali ve Yusuf  adlı üç arkadaş, Çukurova'ya para biriktirmek için gelirler.  Birbirlerini asla bırakmama kararı almışlardır. Bölgede fabrikası  olan bir hemşerilerinin yanında güç bela işe girerler ve  dayanılmaz koşullar altında çalışmaya başlarlar. Yaşam şartları 
o derece ağırdır ki Köse Hasan yakalandığı hastalıktan  kurtulamadan ölür. Ölürken yanında ne Pehlivan Ali vardır, ne de  Yusuf. Şartlar koparmıştır bağları.


Yasamı ağırlastıran ne sadece doğa ne sadece iş kosullarıdır. Ağa, ağa  çocukları, ağanın adamları, tek çareyi onlara yalakalıkta gören ve  adım adım insanlıktan çıkanlar. Ve tabii ki korkunç bir emek  sömürüsü.


Filmin sonunda sadece Yusuf geri dönecektir koyüne. Ama artık köyden  çıkan Yusuf değildir.


Elbette haksızlığı görüp isyan edenler de var. Bu da doğanın  şaşmaz diyalektiği zaten. Her zaman birileri çıkacaktır yanlış  giden bir seylere dur demek için. Belki cogu zaman yenileceklerdir ama  her zaman varolacaklardir.

Filmden bir söz : ya vermeli canını insan için ya etmemeli  kalabalık dünyamızda!

« Önceki ::

Web Stats