PARTİ'M ÖDP

7/11/2009 · Kategori: Güncel Yazılar

                              

LAND AND FREEDOM / ÜLKE VE ÖZGÜRLÜK

5/11/2009 · Kategori: Sinema


Usta yönetmen Ken Loach’un başyapıtı bir film Ülke ve Özgürlük. İç savaşta Hitler ve Mussolini tarafından desteklenen faşist Franco ordusuna karşı mücadele etmek için İspanya’ya giden farklı milliyetlerden insanların yaşadıklarını konu alıyor.

Bu film Ken Loach’un en bilinen filmi olması yanında politik yanı en fazla ağır basan, kendi dünya görüşünü en fazla yansıttığı film olarak da dikkat çekiyor. Tam da bu yüzden en çok eleştiri alan filmlerden biri olma özelliği taşıyor.

İspanya’ya faşistlerle mücadeleye giden kişiler sol’un tüm renklerini taşıyan kişiler. Komünist parti üyelerinden anarşistlere, troçkistlere değin her renkten insan var gönüllüler içinde.

Çok zor şartlar altında İspanya’ya varmaya çalışan gönüllüler orada maalesef hiç ummadıkları tartışmaların, kutuplaşmaların içinde buluyorlar kendilerini. Filmin önemli bir bölümü troçkist bir örgütlenme olan P.O.U.M milislerinin mücadelesini anlatıyor. Troçkist olmasanız bile o siperlerde bulunmak istiyorsunuz. Bence eleştirilerin altında yatan bir neden de işte bu duyguyu yaşatması. Troçkizm öteden beri sol saflar içinde tutulmayan, hatta karşı devrimci görülen bir hareket olarak değerlendirildiğinden, filme mesafeli olmak için yetip de artan bir gerekçe olabilir bu. Nitekim komünist partilere, Stalin’e yönelik eleştiriler bu gerekçeyi haklı kılmak için fazlasıyla olanak sağlıyor.

Kendi vatanlarını dünyayı güzelleştirmek uğruna terk edip İspanya’ya giden gönüllülerin kahramanlıkları yetmiyor ne yazık ki. Franco ve faşizm kazanıyor.

Filmin en beğendiğim sahnelerinden birisi milisler tarafından ele geçirilen bir kasabada yeni hayatın nasıl şekilleneceğine ilişkin yapılan halk toplantısıydı. Her şey o kadar doğal, o kadar yapmacıksızdı ki, izleyiciyi sıkması kuvvetle muhtemel bir sahne muhteşem diyaloglarla devam ediyordu.

İspanya iç savaşına yönelik onca kitap okudum bugüne kadar. Filmi izlerken gördüğüm her bir sahne okuduğum bütün kitapları tek tek hatırlattı bana ve sırf bu anımsama bile filmin ne denli başarılı olduğunu gösterdi. Elbette bu benim düşüncem.

Sol’a biraz olsun ilginiz ya da merakınız varsa bu filmi mutlaka izleyin derim.

GARAGE OLIMPO / OLIMPO GARAJI

2/11/2009 · Kategori: Sinema




ABD destekli cuntaların birer birer deneme tahtasına sürüldüğü yılların Arjantini'nde geçer filmin konusu.

Güney Amerika'nın bu tangosuyla, futboluyla, Cumartesi Anneleri'yle nam salmış ülkesi, cunta yılları boyunca tıpkı aynı yazgıyı paylaşan tüm ülkeler gibi tarihinin en karanlık dönemlerinden birini yaşamaktadır.

Dünyanın her yerinde olduğu gibi emperyalizme ve faşizme karşı özgür, bağımsız bir vatan isteyen insanlar cuntanın baş hedefidir. Gencecik insanlar elbette ki özlemlerinin ve çabalarının karşılığında büyük bir bedel ödeyecektir. Arjantin'de bu bedelin adlarından biri de Olimpo Garajı denen bir işkencehanedir.

Evlerinden ya da bulundukları başka yerlerden kopartılan cunta karşıtları işlek sayılabilecek bir semtte bulunan bu "garaj"a getirilirler ilk olarak. Sokakta alelade yürüyen birisi yolun hemen altında yaşananları bilmez. Bir insanlık suçu elbette ki gizli saklı yapılacaktır. Orada nelerin yaşandığını bilenler de vardır ancak ne kadar emin olurlarsa olsunlar hiç kimse oğlunun ya da kızının ya da başka bir yakınının orada tutulduğunu resmi ağızlardan duyamaz.

Sadece muhalif olmak bile bu garajın ziyaretçisi olmak için yeterdir. Bir kere bu işkencehaneye yolu düşen kişi ise ya insanlığından soyundurulup her denileni yapan bir müsvetteye dönüştürülecek ya da onurunu koruyacak ama Cumartesi Anneleri'nin sayısını bir arttıracaktır.

Filmin başrolündeki genç kızın işkencecisi tanıdığı biridir. O da kendi yaşlarında bir gençtir. Bir yandan görevini yapar, bir yandan kızı korumaya çalışır.

DEVRİM ARABALARI

30/10/2009 · Kategori: Sinema




1961 Devrimi’nin sonrası günlerde geçer hikaye.

 

İlerici devrimin devlet başkanı Cemal Gürsel, tamamen ülke kaynaklarıyla üretilmiş bir otomobil ister. TCDD bünyesinde çalışan mühendislere, işçilere verilir görev. Onlar da yurtsever bir aşkla başlarlar çalışmaya.

 

Üretilecek otomobil Türkiye Cumhuriyeti tarihinde çığır açacak özelliktedir. Adı da “Devrim”dir.

 

Söz konusu olan belki birkaç tane otomobildir ama fikir o derece önemlidir ki, Türkiye’yi egemenlikleri altında tutmak isteyen iç dış tüm çevreler söz birliği etmişçesine saldırıya geçerler. Hepsinin ortak derdi bu arabaların hayata geçmemesidir. Emperyalistler ve işbirlikçileri her türlü yöntemi kullanarak bu projeyi topa tutmaya başlar. Öyle ya bugün araba üreten Türkiye, yarın kendi uçağını yapacak, başka ihtiyaçlarını da tamamen ulusal kaynaklara dayanarak karşılama yoluna gidecektir. Böylece emperyalistlerin tekerine çomar sokacaktır. Emperyalizmin tekerine sokulan çomar aynı zamanda onların kırıntılarıyla beslenen bir avuç yerli işbirlikçinin de çıkarına aykırı olacaktır doğal olarak.

 

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’na yetşmesi hedeflenen devrim arabaları binbir güçlükle karşılaşılarak üretilir. Ne var ki Cemal Gürsel’in tabiriyle “Garp kafasıyla otomobil üretip, Şark kafasıyla benzin koymak unutulmuş”tur. Onca emek harcanarak üretilen devrim arabası deposunda benzin olmadığı için birkaç metre hareket ettikten sonra durur. Öyle acıdır ki o sahne, gözlerinizin önünde bir yakınınızı kaybetmiş gibi üzülürsünüz.

 

Ama sevinenler de çoktur ve o sevinenler, o günden bu yana yerli malı olan her şeyi yok etmek için daha bir hırsla çalışmaktadır.

AÇILIM VE CHP

30/10/2009 · Kategori: Güncel Yazılar

“Kürt Açılımı” bir süredir ülke gündemini meşgul ediyor ve daha uzun bir süre meşgul edecek gibi.

 

Bu konuda herkesin bir düşüncesi var, herkesin dediği ya da diyeceği bir şeyler var.

 

Acılar içinde olan bir asker annesini anlarım, Türkiye’yi sadece Türklerin vatanı gören birinin sözlerini de anlarım, MHP’yi ya da diğer sağ partileri de anlarım…

 

Ama kendini solda gören bir partinin, böyle bir partinin genel başkanının sağ görüşlü bir insana dair çıkışlarının bir türlü anlayamam. Deniz Baykal’ın ya da Devlet Bahçeli’nin bu açılım konusunda farklı söz söylediklerini duymadım. Bunu anlamak mümkün değil.

 

Şayet Kürt sorunu konusunda bir açılım yapılacaksa bunun öncüsünün her zaman sol bir parti olacağını düşünmştüm. Ama –ister kabul edin ister etmeyin- AKP bu konuda ezberleri bozdu. CHP ve Baykal seyirci kalmanın hezeyanı içinde kaydıkça sağa kayıyor.

 

Sormak lazım:

 

Milliyetçiliği MHP’den daha iyi yapabilecekler mi?

 

Yapamayacaklar, o halde daha çok kaybedecekler. İki iki daha dört eder.

« Önceki :: Sonraki »

Web Stats